İlişkiyi beceremiyor, sorumluluk alamıyor, asla kurallara gelemiyor, ne zaman büyüyecek bu adam?

Sevgilin, eşin ya da bir arkadaşın için ne zaman büyüyecek bu acaba diye düşünüp çileden çıktığın oldu mu hiç? İlişkiyi beceremiyor, sorumluluk alamıyor, asla kurallara gelemiyor, ne zaman ama ne zaman yetişkin olmaya karar verecek dedin mi sen de?

Sürekli iş değiştiriyor, sürekli hobi değiştiriyor. Ya kedi gibi dizimde ya yırtıcı bir aslan gibi benle didişmede. Hep ayağa kalkıyor sözler veriyor ama en fazla 2 hafta sürüyor toparlanması. Bundan sevgili, eş, ebeveyn olmaz.

Çok fazla insandan duyarım bu şikâyeti. Bu adam bu kadın ne zaman büyüyecek. Yardıma gelen büyümeyen değil ama dikkatinin çekerim, büyümesini talep eden ardım almaya geliyor. Bana yardım et diye geliyor ama asıl amacı bu adamı / kadını nasıl büyüteceğim ona yardım et. Yani kendisini değil başkasını değiştirecek. Zaten kafadan 1-0 yanlış başlıyor terapiye. Kendinden başka kimsede değişiklik uyandırmazsın sayın dileyen. 

Seans odasına giriyor kafasında bir şikâyet listesi. Tıpkı alış veriş listesi gibi dizmiş. Evet alışveriş çünkü o bir şeyler veriyor ama karşılığında hiçbir şey alamıyor. Kasaya gelmiş, sepeti doldurmuş, ücreti ödemiş eli boş çıkmış. Bir kazıklanmışlık, aldatılmışlık duygusu ile kasadan koşa koşa bana gelmiş. Genelde benzer şeyleri sıralıyor.  İş konusunda dikiş tutturamıyor, arkadaş ilişkileri olsa da olur, olmasa da olur kıvamında. Bir şeye tutku ile delicesine bağlanıyor, bir süre gözü o işten başkasını görmez oluyor sonra sıkılıyor ve tekrar başka bir şeyle sil baştan. İstediklerine dair ciddi bir inadı olmazsa ciddi bir öfkesi var ve asla maymun iştahlı olduğunu kabul etmiyor.  Ayrılsak benim gitmemden korkmuyor. Çocuk varsa sözde çocuğuna ölüyor ama onunla vakit geçirmediği gibi çocuğunu tanımanın yanından geçmiyor. Bazen beni anlasa ve özür dilese, düzeleceğini iddia etse de çok kısa sürüyor ve ben her seferinde hayal kırıklığına uğruyorum.

Karşında bir “çocuk yetişkin” var. Neden çocukça davranıyor sorusunun cevabı bu…

Neden böyle oluyor? Öncelikle farkındasın ki karşında bir “çocuk yetişkin” var. Neden çocukça davranıyor sorusunun cevabı bu. Çünkü büyük bir kısmı hala çocuk ritüelleri ile davranıyor. Onu değiştiremezsin çünkü yardım alan o değil ama onu anlamaksa derdin anlayıp oradan yola çıkarsan her şey farklı bir boyut kazanır. Çünkü anlayınca göreceksin ki öğrenmediği bir şeyi yapmasını bekliyorsun.  Yaşadığın hayal kırıklığı değil. Bir elmadan armut olmasını isteyerek kendini hayal kırıklığına uğratan ve beklentisini yönetemeyen sensin. Bu ne demek?

Yani olay “çocuk yetişkinlik” ise çocukluğa bakacağız demektir. Çocuklar genelde 11-12 yaşına dek bizim şu anda aktif olarak kullandığımız bilinç düzeyine sahip değiller. Bir çocuğa bir kuralı anlattığında seni dinler ve onaylar ancak o sırada senin yüz ve duygu ifadelerini takip eder. “Yapılmaz” kelimesi belli mimikler ve ses tonları, duygu volümleri ile kaydolur. Modern aplikasyonlarda ekranında görüntü parlaklık ve seslerini ayarlayan düğmelerle oynamak gibidir çocuk için. Bunu yapmak hayati önem taşır çünkü çocuklar düşüncelerin altını biz yetişkinler gibi fikirlerle dolduramaz. İfade, ses tonu ve duygu yansımalarımıza ihtiyaç duyar. Meşhur bebek deneyini izledin mi (izlemediysen izle bence). Orada annesi çocukla güle oynaya oynarken birden ifadesiz bir yüzle bakmaya başlar. Çocuk önce annenin ilgisini çekmek için cilveler yapıyor, sonra bir iki elini uzatıyor, karşılık görmeyince türlü yolar deniyor ama sonunda huzursuzluk ve ağıt geliyor. Çünkü belirsizlik var. Annenin ne yapmaya çalıştığını anlayamıyor. Çocuk buna bir dakika dayanamıyor. Düşünsene bunu sürekli yaşadığını? 

Yok, canım kim o kadar acımasız olabilir değil mi? Bir insan bunu bir çocuğa nasıl yapar? Anlatayım. Çocuk en baştan istediğini alır. Lohusalara eziyet yeni nesil anneler var biliyorsunuz. 48 kilo başladığı hamileliği 52 kg bitirip doğum biter bitmez dümdüz fit karnı ile dönüyor sahalara. Çocuk için annenin kaç kg olduğu önemli değildir.  O alacağını alır. Annenin saçından, dişinden, tırnağından arttırır beslenir. Karında büyür ve o hücreden başlayan yolculuğunu kendine karın içi bir odacık açacak kadar geliştirir. Dışarıdaki hayatta da talep etmeye devam eder. O yüzden anne ya da babası yoksa bir model bulun denir ya. Talepkâr minik illa ki ihtiyaçlarını giderecek bir sevgi öznesi bulur.  Sürekli talep eder çocuk. Ağlar, güler, kollarını uzatır sarılmak ister, oynamak ister. Bu isteklere aldığı tepkiler ve cevaplar çocukta kaydolur. 11-12 yaşına dek önündeki ekrana ses tonları, mimikler ve duygu ifadelerini kaydederek anlamlandırır. O yaştan sonrasında fikir ve düşüncelerle bu kayıtların altını doldurup gerçek anlamda bilinçle anlamaya başlar. Yedek kulübesinden sahaya fırlar.

Biliyor musun sevgisizlik insanı öldürür. Bazı çocuklar takriben beş altı yaşında ruhen ölür…

Ya kayıtları eksik ya da yanlışsa? Ya hiç kaydedemedi ise? Eğer çocukla anne baba arasında kopuk bir ilişki varsa çocukta doğru düzgün bir kayıt oluşmaz. Ellerini uzatır, güler, ağlar ama sadece karnı doyurulur altı değiştirilir. Düşünsel anlamda da altını dolduramaz. Bu büyük ihtimalle kişilik bozukluğuna gider. Bu tarz örneklere çok rastlarız. Biliyor musun sevgisizlik insanı öldürür. Bu çocuklar takriben beş altı yaşında ruhen ölür. Tek şansı terapidir, yardım alır da fark ederse bir ihtimal yaşamın diğer yüzünü görür yoksa altısında ruhen ölen çocuk kalp pes ettiğinde gömülür. 

Ancak en fazla görülen ve çocuk yetişkinlere sebep olanı çocuğun tepkilerine aldığı dengesiz cevaplar. İlgisiz anne/ yakın baba ya da mesafeli, sert baba/ saçını süpürge eden anne kombinasyonlarını düşünün. Çocuk elini uzatıyor, bana sarıl diye, ağlıyor kucak diye, gülüyor sen de gülsene diye birinin tepkisi yetişkinle konuşur gibi bir düzgün dur ne yapıyorsun iken diğeri kurban olurum, diyerek yaklaşıyor. Biri çocuğun canını sıkarken diğeri canını veriyor. Siyah ve beyaz gibi. Ara renk yok. Hayatı öğreten ara renkler oysa. Peki, bu çocuk canını verenle canını sıkan, görmezden gelenle gözünü üzerinden ayırmayan arasında nasıl bir kayıt tutar? 

Ben söyleyeyim  dengesiz! Tam anlamı ile dengesiz. Bir kere sevgi, ilgi, değer devamlı gelip gidiyor. O yüzden bu çocukların oyuncakları, eşyaları, malları o zaman da yetişkinlikte de kıymetsiz; arkadaşları, sevgilileri kıymetsiz. Hiçbir şeyi kalıcı görmediğinden içten içe değer vermeye de korkar. Kaybetme korkusu kaybede ede anlamsızlaştığından kazanma telaşı da çok fazla olmaz. Tutkuyla bir şeye bağlı olma hadisesi de ondan. Mesafeli ve mesafe tanımayan ebeveyn gibi bir tutkusuna nefes aldırmazken bir bakarsınız sıkılıp kenara atmış. Bunlar da beş altılarında yaşadıkları travmatik düşünce yapısında kalırlar. Kayıtların altı dengesiz cevaplarla dolu olduğundan bir belirsizlik hakimdir ve fikirlerle altını doldurdukları duygular, hayata dair kabuller de bu dengesizlikle bezenir. O yüzden özür dilerken haklı gören, sinirlenirken alttan alan, sevinirken kızan bir duruma gelebilir aynı olayda. Ani yükselmeler, duygu geçişleri, muğlak duygu ifadeleri vardır. İstediğini yaptırmak için şirinlik yapar, tepkilerini ölçer, patlamaya hazır bir ifade ile gergince talebe devam eder ve sonunda hem de pek de sabredemeden patlar. Bebek deneyini hatırladın mı? Bir benzerlik yok mu sence?

Kayıt tutulan an çocuklukta ise “çocukça” davranması doğal değil mi?

Bir insan bir travma yaşadığında orayı kaşıyacak, tetikleyecek bir şey olduğu an bizim o her şeyin müsebbibi bilinçdışımız o ana gider. Kayıt tutulan an çocuklukta ise çocukça davranması doğal değil mi? Ha kollarını uzattığında tepki alamadığı için ağlayıp tepinen bebek ha karşındaki partnerin…

Bunların evli ve çocuklu versiyonlarında da genelde şu oluyor, çocukla oyun bağını kuramıyor çünkü onunla aşırı bakım ve ilgisizlik ekseninde ilişki kurulmuş oyun ekseninde değil. Duygu ifade ve kayıtları doğru olmadığında çocuğunkiler doğru olsa da eşleşmediğinden kendisine yapıldığı cevap veremiyor. Çocuğun sinir ve huzursuz tepkilerinden ötürü bilinçdışı çocukla bağlantı kurar ve çocukluğundaki tepkiyi tekrar verir: çocukla çocuk olurken ondan yetişkin tepkisi bekler. Bunu çocuğu ve çocuk yetişkin partneri olan danışanlarım çok iyi anlar. Hayır, annecim/babacım dediğimi yapacaksın, girme aramıza dediklerini duyuyorsunuz değil mi. Ve anlaşamama sebepleri de genelde üçüncü kişiler olur. 


Bilmen gereken şey yardım almadıkça malzemenin değişmeyeceği, senin aldığın yardımla da onu değiştiremeyeceğin

Sevgilin, eşin, arkadaşın böyle biri ise sebebi bu. Anlamak durumu kişiselleştirmeden çıkardığı için seni rahatlatır. Benle alakası yok, inadıma ya da beni sevmediğinden değil bu tarz bir geçmişi olduğundan yapıyor dersin. Çünkü sevilmediğini, değer görmediğini, bile isteye incitildiğini bilmek yıkıcıdır. Ne olduğunu anla ve yıkma kendini. Bu iyi haber! Kötü haber ise artık bir seçim yapman gerekebilir. Onu anlıyor olman illaki kalıp devam etmen anlamına gelmediği gibi sorunlu yaftasını yapıştırıp gitmeni de gerektirmez. Bilmen gereken şey yardım almadıkça malzemenin değişmeyeceği, senin aldığın yardımla da onu değiştiremeyeceğin. Çünkü herkes kendi değişimini sağlayabilir ancak. Terapinin kopyası olmaz. Herkesin yolculuğu kendisine.

Büyümesini, değişmesini mi bekleyeceksin daha onun haberi bile yokken yoksa sen olgun bir karar verirp ya kabul edecek ya da yürüyecek misin kendi yolunda?

Ne güzel şarkı sözüdür: Sen sandığım şey belki benim yüreğimdi.  Yüreğine sor , o sana doğrusunu söyleyecektir. 

Soru ve Önerileriniz İçin Bize Yazabilirsiniz

Her an her yerde bir telefon kadar yakınız