Sevgili mi yoksa kurtarıcı mı?

Ağlamaklı bir yüz ifadesi, titreyen bir ses, kötü şeylerin sürekli başına gelmesin şikayet eden bir hal ya da devamlı depresif, sakalları salmış bir surat,  gözlerde hüzün; kendini sürekli onu iyi etmek için çırpınır, dertlerini çözmek adına koştururken bulursun. Peki hiç düşündün mü hangi roldesin? Sevgili mi yoksa kurtarıcı mı? 

Partnerinin devamlı halledilmesi gereken sorunları var. Sürekli kendini onun sorunlarını çözmeye çalışırken buluyorsun. Okul, iş yeri, ailesi ve arkadaş ortamında mağduriyet yaşayan talihsiz biri o. Hayatı acı ve uzun bir hikaye gibi ıstırap dolu. Zerre hali kalmamış haksızlıklarla uğraşmaktan. O aslında tam bir kurban. Kolu kanadı kırık, hayattan korkan, yorgun ve kırgın. Artık çıkacak, kendini kaldıracak gücü kalmamış. İnisiyatif, sorumluluk alamıyor. Çok üzülüyor onun için bir şeyler yapmaya çalışıp, onu mutlu etmek ve çektiği ıstırabı azaltmak için didiniyorsun. O acziyet içindeki zayıf sevdiğin kendisini sana muhtaç hissediyor. Ve bu seni kahrediyor.

 

Karşında kurban rolünde biri var ve sen fark etmediğin bir üçgen içindesin.

İş yerinde sunumlarını baltalıyor, en zor görevleri, en fazla nöbetleri, en can sıkıcı işleri ona veriyorlar. Ailede herkes ona karşı acımasız, asla ablası ya da abisi kadar takdir ve onay görmüyor, sürekli ötelenip aşağılanıyor, devamlı üzüyorlar, aşağı çekiyorlar onu. Zavallı artık sadece kötü şeyler olmasını bekliyor hayat denen şahsiyetten. Bu konuda yapabileceği hiçbir şey yok ki garibanın, ne yapsın? Zaten herkese hemen inanıp sonunda kırılan o oluyor. İyi niyetinin kurbanı oluyor. Ve bunca saydığın şey sana hiç tuhaf gelmiyor öyle mi?

Karşında kurban rolünde biri var ve sen fark etmediğin bir üçgen içindesin. Drama Üçgenini duydun mu hiç? 60’lı yıllarda Karpman tarafından geliştirilen bu üçgende farklı kişiler ama üç temel rolün olduğunu anlatır. Kurban, kurtarıcı ve suçlayıcı.  Az önce anlattığım özellikleri ile sevdiceğin bir kurban. Sen onu sorunlarının çözümünde amansızca rol alan süper kahraman olarak kurtarıcısın. Bir de onu sürekli üzen anne babası, kardeşleri, patronu, kötü kalpli ev sahibi, zalim iş arkadaşları, trafikte ona korna çalan suçlayıcılar var. Eleştirip, yargılayan saldırgan zalimler, öfkesinden enerji alıp o öfkeyi sorun çözmek için kullanalar.  Basit bir üçgen, suçlayıcı zalim bileşenler sevdiceğini kurban haline getirir, sen de kurtarıcı rolünü üstlenirsin.

Oyun sonunda roller değişir güzel insan.

İki taraflı bakmak gerekir çünkü oyun sonunda roller değişir güzel insan. Sana göre güçsüz ve yardıma muhtaç bir sevgilin var. Buna inandın tamam. Biraz olsun onu harekete geçirmeyi denesen, çok azıcık ittir, güç vermeye çalış. O güçsüz sevdiğin tüm gücü ile seni kurban olduğuna inandırmak için harekete geçer. Parmağını kaldıramaz sandığın partnerine bir güç kuvvet gelir çünkü sorumluluk almak, hareket etmek yerine rolünü benimsemeyi tercih eder. Eğer ayağa kalkıp bir şeyler yapabileceği konusunda ısrar edersen seni onu anlamamakla “suçlar”. Ta taaa… Roller değişti, kurban sevgilin, eşin suçlamaya başladı ve suçlayıcı oldu, onun için kendini paralayan, kahramanca çırpınan sen yani kurtarıcı kurban oldu. Peki seni kim kurtaracak? Senin gözünde sevdiğini o durumu düşüren o eski zalim karşına geçecek ve “Oğlum, kızım ben sana anlatmaya çalıştım anlamadın, bundan bir şey olmaz uzaklaş sen” diyecek ve senin kurtarıcın olacaktır.

Kişiler değişen şartlara göre sahne ve senaryo değiştirebilir.

Yani bu üçgenin mutlu sonu olmadığı gibi roller çok kaygan. Kişiler değişen şartlara göre sahne ve senaryo değiştirebilir. Katılımcıların sürekli rol değiştirdikleri fakat neticesinde kimsenin mutlu olmadığı ve herkesin kaybettiği bir oyun bu. Ailede, işte, okulda, sosyal ortamlarda her yerde bu üçgene rastlayabilirsin dikkatli baksan. 

Sende kurtarıcı sendromu olabilir mi?

Eğer ilişkilerinde sürekli dağınık insanlar bulup bunları düzeltmeye uğraşıyorsan sende kurtarıcı sendromu olabilir. Bunun nesi kötü diyecek olursan her şeyi! Arama kurtarma ekipleri olağanüstü halleder ortaya çıkar ve görevlerini yapar. Sürekli enkaz ilişkilerde göçük altında kalmış insanları kurtarmaya çalışıyorsan bunu neden yaptığını sorgulamalısın. 

İhtiyaçlar açısından baktığında ilişkiler anahtar kilit gibi. Birbirini tamamlamadıkça bir araya gelmemiz çok zor. Herkesin hayatında delicesine tutulup gözünü kararttığı bir kişi olabilir. Ama hayatındaki her ilişki bu şekilde ise hangi ihtiyacına hizmet ettiğini bularak bu bunaltıcı ilişki tarzını çözümleyebilirsin.

Belki de kurtarırken kaçıyorsundur!

Genelde kurtarıcılar şöyle olur. Kurban için sürekli endişe duyar ve onun için çok üzülür. Sevdiği kişinin ihtiyaçları söz konusu olduğu an her nerede ise telefon kulübesine girip pelerinini giyer ve onun yardımına koşar. Tek derdi onu zalimlerin elinden kurtarmaktır çünkü o yapamaz. Peki amaç kurtarmak mıdır? Genelde kocaman bir “hayır”…

Belki de kurtarırken kaçıyorsundur! Onu belalardan uzaklaştırırken sen de kendi çözümsüzlüklerinden kaçıyorsundur. Kurtarıcı rolü seni kendi sorunlarından uzaklaştırır. Çözemediğin sorunlarınla baş başa kaldığında onunla baş edemezsen bir başkasının sorununu çözerek baş etmeye çalışırsın. Sorunlarını çözmeyi beceremeyen başarısız, pelerini sırtında sevdiceğinin gözler kalp kalp, herşeyi çözen bir başarılıya geçiş yapmıştır bile. 

Yani amaç birini kurtarmak değil kendi batıklarını gizlemek. Aslında kimseyi kurtarmıyor, başkalarının problemlerini kendinle arana koyup mesafe yaratıyorsun. Başkalarının acılarına odaklanmak kendi çözümlerini yaratmaktan daha kolay geliyor. Sürekli yardım arayan, yardıma ihtiyacı olan insanlar bulup kendini iyi hissedecek kanalı açarsın. Böylece kahramanlık pelerini sorunlu insan sıfatını kapatır. 

Bilinç dışı süreçlerdir ama fark edilmedikçe sonsuzluğa uzanan bir mutsuzluk oyununda rolleri değişir durursun. 

Bunlar bilinçle yapılacak şeyler mi? Tüketecek bir çabaya girmek, sonunda onca kendinizi feda ettiğiniz, kurban sandığınız kişinin suçlayıcı kendinin kurban haline geldiğini görmek? Tabii ki bilinç dışı süreçlerdir ama fark edilmedikçe sonsuzluğa uzanan bir mutsuzluk oyununda rolleri değişir durursun. 

Aslında içinde kurtarıcı yatan bir tip için karşısına düzeltebileceği birinin çıkması yeterlidir. Pasif  bir düzeltme oyununa girersin anında. Pasif çünkü tek taraf sensin, karşı taraf aktif olmayacak olmasını istediğinde seni kurban edecek. Sadece suçlandığın için değil aynı zamanda senin kahraman olma çabanı gören karşındaki için kullanılman söz konusu olabilir.


 

Belki yardım edeyim diye zarar veriyorsundur?

Kaldı ki kurtardığın sandığın insanı batıranlardan biri de sen olabilir misin. Öyle ya pelerini giyip kadını ya da erkeği gerçek olamayacak şekilde uçuruyor, her sorununu çözeceğini taahhüt ediyorsun. Böylece sen çözdükçe inisiyatif almaz, beceremeyeceğini düşünür, aciz hisseder ve dolayısıyla sensiz yapamaz oluyor. 

Bu yolla belki de kendi sorunlarından uzaklaşmak bir yana bir de karşıdakini kendine bağlıyor ama onun hayatla güçlendirmesi gereken bağları törpülüyorsun. Bu bağımlılıkla onu besliyor ama yemek yapmayı ona asla öğretmiyorsun. Tamam takdir görüyor, seviliyor, onu hayatındaki en değerli şey oluyorsun ama eğer onun adım atmasına izin vermez, suçlamalarına boyun eğersen güçlenmesi yolunda da en büyük engeli aslında sen teşkil ediyorsun. Kurbanın değişmesi gerekiyor çünkü. Terapide bile söylerim, tüm sorunlarınızı bizimle çözemezsiniz. Sorun çözme yolarını öğrenir hayatınıza kanalize dersiniz diye. Sen sadece çözen olmak istiyorsun. Bu durumda iyice çözemez hale gelip onun kurbanlaştığı oyuna dahil olmuş olmuyor musun?

Onun da senin de değişmeniz gerekli.

Oysa onun da senin de değişmeniz gerekli. Kurban sürekli şikayet edip, kendisine mağdur rolü vermekten vazgeçebilir. Konuşmak yerine onu mutsuz eden şeyleri düzeltmek adına çabalarken sorumluluk alabilir. Hibir şeyi hak etmediği duygusundan vazgeçebilir vaz geçemiyorsa yardım alabilir. Yardım yolu ile kurtarıcı beklemek yerine bu durumdan çıkmak konusunda kendi adımlarını bulabilir. Eğer o adına çözmeye devam edersen bir de kurtarıcı rolündeki senin elinden kurtarmak gerekecek kurbanı unutma. Kişinin kurtarılmayı beklemesi kurtuluş adına en zorlu engel, kendisini pasifize eder ve o durumun git gide dibine düşer. 

Bu kadar tüketici ilişkileri hak etmiyorsun…

Sen de yardım istendiğinde yapmak zorunda hissedip bunu ilişkinin bir artı değeri olarak görmekten vazgeç. Acele etme, biraz geri dur belki çözecek. Çözme adına beklerken huzursuz hissediyorsan manipüle ediliyor olabilirsin, bunlara kendini kapat. Yaptığını her şey karşılıksız olmalı, aldığın takdir ve övgü manipülasyona kapı açar çünkü. Onun sorunlarına odaklanmadığında kendinden kaçacak yer arıyorsan da içindeki sorunlu sana biraz şans ver. Bu kadar tüketici ilişkileri hak etmiyorsun çünkü. Sözde kahramanlık bilinç dışında kaçış olarak yaşadığın o zeminden çık artık.

Hayatınızda en çok değer verdiğiniz kişinin, partnerinizin en güvendiği, ilk koştuğu, minnet duyup hayatının merkezi gördüğü bir imaj eminim çok tatmin edicidir. Ama partnerin hiçbir şeyi değiştirmeyi istemeyen bir kurban, her durumda mağdursa yorulursun. Hayatında çözülmeyi bekleyen problemler de cabası.

Çemberleri kırmak için rollerinde sıyrıl.

“Eğer hayatını değiştirecek bir insan arıyorsan aynaya bak. Başkası yaparsa başladığın yere geri dönersin” demiş Roman Price. Hayat akması gereken bir yolculuk, yerinde saydığın pasif bir çember değil. Çemberleri kırmak için rollerinde sıyrıl. Hem kendine hem karşındakine “gerçek” bir hayat, gerçek bir ilişki şansı tanımak için…

 

Soru ve Önerileriniz İçin Bize Yazabilirsiniz

Her an her yerde bir telefon kadar yakınız