Her şey bir filmle patladı. Batı dünyasında onlarca kez işlenmişti ama Türkiye bu kadar açıkça işlenmesine ilk kez tanık oldu ve Issız Adam filmi ile hayatımıza tüm önyargılarını da alıp büyük bir giriş yaptı.

 Film pek çok şeye sebep oldu. Bir takım insanları anlamamızı sağlarken bir takım insanları değim yerinde ise ekmeğinden etti. Histerik olmanın sadece onlara mahsus olması ile etiketlenen kadınlar bir de ıssızlığın erkeklere mahsus ve kabul edilebilir olduğunu öğrenmeliydiler. Evet, doğru anladınız bağlanma sorunundan bahsediyoruz ama biraz farklı bir tarafından. 

Derin travmalar yaşamış insanlar için ilişkinin yarattığı büyük korku: BAĞLANMA KORKUSU.

Literatüre girmiş bir korkudan bahsediyorum aslında bağlanma sorunu derken. Çocukluk ya da yetişkinlik yaşantısında yaşadığı sevgi alış verişi ile alakalı derin travmalar yaşamış insanlar için ilişkinin yarattığı büyük korku. Bir kirpiye sarılmanı ister gibi davranıyor ilişkiye bağlılık göstermeni beklediğinde. 

Çocuklukta boğucu ya da ilgisiz aile, büyüdüğünde onu çok severken derinden yaralayan bir ilişki olabilir sebep. “Boşuna alışmayayım nasılsa gidecek” inancı oturmuş zihninde. Geçmişte “gitmesi ile “ alışmanın ve bağlanmanın acısını yaşatan olmuştur bir kez ve o geçmiş hiç geçmez. 

İlişkiye başlamaktan değil ilişkinin bitmesinden duyulan korku bu.

Eğer bağlanma korkun varsa poker surata sahip olayım, elimdeki kartları kimse anlamasın istersin. Çünkü korku birine bağlanmaya değil bağlanılan gitmesine. Doğru duydun, ilişkiye başlamaktan değil ilişkinin bitmesinden duyulan korku bu. Ya restimi görmezlere? Ya aynı bağlılığı görmezsem?

Karşıdakinin yeni bir başlangıç ihtimali gördüğü durumu bağlanma korkulu çoktan giriş, geliş ve sonuçla nihayetlendirir. Bir anda terk edildiği sahnede bulur kendisini. Mutlu olma ihtimali ne kadar yüksek, karşındaki ona ne kadar uygunsa korku ve kaygısı o kadar yüksek. Filmi ileri sardığında kayıp da büyük gelir tabii bu durumda. 

İçinde bulunduğu ve ilişki demekten bile kaçındığı şeyin sonunda yaşayacağı acıdan korkar, mevcut halini hep sorgular. Korkup kaçtığı şeyden zaten memnun değildir çünkü o geçmişte yaşar. Sen “şimdi ve burada” bir şey yaşıyoruz sanıyorsun ama o senin suretine bakıp geçmişin gölgeleriyle kavga ediyor. Sen anlatırken alt yazı geçiyor ekranında “Evet, hı hı, kesin öyledir…”

Çoğu açık açık söyler ki bağlanmaktan kaçmanın en güzel yolu budur zaten.

Nasıl tanıyacağım ben onları diyorsun belki. Büyük çoğunluğu ne olduğunu ve ne yaşadığını bilerek başlıyor bir şeylere, hatta çoğu başta söylüyor bile. Açık açık söyler ki bağlanmaktan kaçmanın en güzel yolu budur zaten. Duvarı örer. 

Bağlanamayan kısa ve pazarlıklı ilişkiler yaşar. Sonda başına hiçbir bela açılmaması için baştan istediği sınırı çizer, ilişkinin yoğunluk ve ciddiyetini asla arttırmaz. Birlikte yaşama, evlilik hatta artık çoğu sevgililik konularında bile konuşup kocaman bir olmazlar listesini diker karşına. Adına bağlanma sorunu demese de ilişkinin girişine “bireysellik ve bağımsızlıktan vazgeçmek istemiyorum” levhasını diker.

Bilmen gereken şey şu ki senin için işkence olan durum onun için de farklı değil.

Senle ilişki kurmak için istekle çabalarken bir sonraki aşamada çekilir. Adına ilişki dememek için çırpınır ancak ilgi talep eder, talep ettiği ilginin birazını sen de talep edersen alacağın karşılık bu gibi durumlarda sık sık duyacağın “Biliyordun” olacaktır. Kesinlikle sorumluluk almak istemez. Geri çekilirsen yaklaşır, ikna olup adım atarsan çekilir. O yaklaşma kaçınma halinde içinde fırtınalar kopsa da asla kendini açmaz. Duygularını bilmeni istemez, içini bilmen içinde yer etmen demektir. Bilmen gereken şey şu ki senin için işkence olan durum onun için de farklı değil. İşkencenin bir ritmi vardır, tıpkı bir metronomun çubuğu gibi yaklaşması ve kaçması arasında gider gelir. 

Zaman zaman çocuk gibi olur. Umutlanır avutmak istersin. En çok o zaman saldırır sana çünkü ona bakmamış onu görmüşsündür. Onu görmen duygusal olarak sana açılması demektir, açılmaksa teslim olmak. O yüzden savaşmak için atağa geçer.  Ağzı silah, kelimeler mermi olur. Canını acıtacak ne varsa sayar, acımasızlaşır, kabalaşır tam anlamı ile özgürlüğüne saldırılan yırtıcı gibi olur. Çünkü terk edilmeyi, gidişini kontrol etme özgürlüğünü elinden alıp onu kafesleyeceğinden korktu o sırada onu anla. 


Bağlanmaktan korkan, aşırı ama aşırı güvensizdir.

Kolay değil bu sorunu yaşamak. Onu tanıman için anlatıyorum bunları ama cidden böyle bir sorunu varsa çektiği acıyı da anlamalısın. Hayatı diken üstünde geçer.  Anı yaşayıp mutlu olmasını engelleyen bir duygusal engeli var çünkü. Bağlanma korkusu insanı tetikte tutar. Bağlanmaktan korkan, aşırı ama aşırı güvensizdir. Şanslıysan başta sana “Ben ciddi bir şey istemiyorum, beceremiyorum, sorunluyum” demiştir ama senin her an onu çıkmaz sokağa geçireceğinden de emindir. “Ne demek istedi, bunu neden yaptı, kesin bir şeyler istiyor” diye sık sık o anı yaşayamadığı olur. Yaptığı anlaşmaya asla güvenmez. Ona göre bu anlaşmada illa ki gözden kaçırdığı ek külfet çıkaracak minicik yazılar vardır. Onu dolandırmaya hazırsındır yani.

Olmadık yerlerde hiçbir ima ya da beklentin yokken sana saldırır, soruna soru ile cevap verir, eleştirdinse sonradan cevap vermek üzere hafızasında biriktirdiği karşı atakla gelir, başka şeyler ima ettiğini söyler, seni sevgi ve ilgi dilencisi konumuna sokar ya:  işte bu yüzden. Cep telefonuna emniyet güçlerinden gelen mesajlar gibi uyarılar geliyor kafasına: “Size sevgi vereceğini iddia edip bakiyenizden sevgi dilenen dolandırıcılara lütfen itibar etmeyiniz.” Etmez o da…

Şanslıysanız sizinle konuşarak başlar dedim ama değilsen ilişkide yaşayarak deneyimlersin kadının ya da erkeğin korkusunu. Evet, ön yargıların aksine bu korku kadınlarda da erkekler de olabiliyor. Başından bilmemek çok daha can acıtıcı çünkü başta sana seçim hakkı tanınmıyor. Bilsen kalmayacaksın belki. Seni kendine alıştırdı diyelim. Sonra ilişki her güzel şey yarattığında onu bozmak için çabaladığını gördün. Onu sevdiğini söyledin diyelim “biliyorum”, seni kendimce ama senin bilmediğin bir şekilde kabulleniyorum gibi şeyler duydun ya da sustu. Peki gelecekten bahsettiğinde “o çok ilerdeki iş, bakarız”  ya da gözüne baka baka “uygun biri olursa neden olmasın” diyen biri ile ne yapacaksın?

Bilmen gereken bağlanma korkusu olan senden onu olduğu gibi ve şartsız kabul etmeni bekler.

Ne yapman gerektiğinden önce bilmen gereken bağlanma korkusu olan senden onu olduğu gibi ve şartsız kabul etmeni bekler. İlgi ister ama ilgi talep edersen baskı altına girip şikayet eder. En ufak şeyleri dev aynasından görür. Tefeciden borç almış gibisindir ondan sevgi isteyerek. Faiz katlanarak büyür ve birkaç küçük şeyde bir bakmışsın ilişkide emek verdiğin ne var ne yoksa alıp gitmiş. Neden biliyor musun ilişkinin onu alıp yutmasından korkuyor işler büyürse. 

Zararı karşısındakine değil kendisine olan da bir türü de var.

Zararı karşısındakine değil kendisine olan da bir türü de var. Yani durumu zorlaştırıp bağlanma sorununu pasif şekilde yaşayanlar. Ya kötü çocuklar, sinsi kadınlar hep beni buluyor, nerde bir çapkın var ona denk geliyorum, bu da evli çıktı, bu kadınların aldatmayanı yok mu gibi cümlelerin var mı? Hep olmayacak adam/ kadınların peşinde zor ilişkileri yürütmeye mi çalışıyorsun? Olma ihtimali olan ilişkilere kulp takıp anında sabote ediyor musun? O halde sen pasif bağlanma sorunu yaşıyor olmayasın? Bağlanmanın mümkün olmadığı ilişkilerde diretmek de bağlanmaktan kaçmak çünkü. 


 

Bunu sana kötülük olsun diye yapmıyor. Ama sen geldin ve başkasın diye hiç yardım almadan bu sorunu aşamayacak.

Eğer partnerinin bu sorunu varsa; önünde ne kadar “gerçek” olarak durursan dur sana inanmayacak. Gölge Oyununu bilirsin. Geçmişten kalma bir gölge oyununu sahnelenip duruyor gözünde sen konuşurken. Durdurması için yardım alması gerek ama almıyor, korkmak yüzleşmekten kolay geliyor ona. Acı çekiyor, ama çıkamıyor işin içinden. Daha dünyaya gelmeden bir kordonla bağlıyız hayata, ilk bağımızla. Yani sağlıklı bağlanmak, besini aldığımız kordon gibi ömür boyu ruhumuzu besleyecek bir akış en temel ihtiyacımız ama onu asla alamıyor bir düşünsene. Bunu sana kötülük olsun diye yapmıyor. Ama sen geldin ve başkasın diye hiç yardım almadan bu sorunu aşamayacak.

O yüzden düşeceğin en büyük tuzak yardım itemeyen bu adamı ya da kadını değiştirebileceğini sanman. Bundan vazgeçmediği sürece sen de bir bağlanma korkulu adayı olacaksın. Çünkü o değişmek istemiyor. Şu kadarını söyleyeyim evleneni bile var ancak evine, çocuğuna bağlanamıyor ve genelde o evliliklerinde sonu hüsran.

Neden yardım istemiyor peki? Bu korku sadece ötekine bağlanmaktan değil ona iyi hissettirme ihtimali olan hiçbir şeye alışmamayı kapsar. Ciddi uzman yardımı gerekir ama kaçarlar. Çünkü terapiye de bağlanmak gerekir. Bağlanma korkusu ötekinin gitme korkusu değil midir? Öteki tarafından sevilmeme, terk edilme, reddedilme. Bu yüzen terapiye bağlanmaları zor ancak kararlılıkla gelir ve yüzleşirse çıkış şansı olur. 

Acı kaynağı olan bu sorun bir takım düzenbazlar tarafından çok eşliliğine mazeret sosu olarak kullanmaya başlandı.

 Kim düzelmez biliyor musun? Bu acı çeken insanların bir de kötü niyetli çirkin kopyaları var. Bağlanma Korkusu yaşayanlar iyi hissetmeyi, duyguları kabul edip paylaşmayı, olumlu şeyleri hayatına davet edip, güzel şeylere alışmayı kendilerine yasaklayıp acı çekerken birileri de bu işin ekmeğini yiyor. Tanıyoruz onları değil mi? Bir çok insan için derin travmalar neticesinde acı kaynağı olan bu sorun bir takım düzenbazlar tarafından çok eşliliğine mazeret sosu olarak kullanmaya başlandı.

Baştan koyuyor “Bağlanamıyorum, ciddi ilişkiye inanmıyorum, ben çok kötü şeyler yaşadım benden bir şey bekleme” cümlesini böylece birden fazla insanla görüşüp ara ara sana dönerse onu anla, yargılama, ona acı. Normalinde aldatan ya da karakter sorunu olan biri iken psikolojik sıkıntıdan dolayı böyle davranan biri olarak acı çeken insanların kimlikleri ile insanların arasında dolanıyor.

 

Yani bağlanma sorununu kaçış butonu olarak gören kimlik dolandırıcıları ile acı çekenleri ayırmalısın.

Bağlanma korkusu olan geçmiş travması nedeni ile dolandırılmaktan korkarken bunlar kimlikleri kopyalayıp aranızda gezen dolandırıcılar. Hem yeni bağlanma sorunu olan bireyler yaratıyorlar hem de gerçekten sorunu olan insanlara gösterilen empatinin bakiyesinden yiyorlar. Yani bağlanma sorununu kaçış butonu olarak gören kimlik dolandırıcıları ile acı çekenleri ayırmalısın. Çok eşlilik bir tercih olabilir, değilmiş gibi yapıp üzerine kimlik hırsızlığı ile gelen kronik yalancılığı da ekledim arkana bakmadan kaç dememe gerek kalmadı sanırım.

Birisi yarasını açmadan ona merhem süremezsin.

Sonuç olarak çok sevdiğin için acısına merhem olmak istiyorsun biliyorum ama yarasını açmadan merhemi süremezsin. Bağlanmak emek ve sorumluluk gerektirir. Seni seviyorsa gerçekten adım atması daha da zor çünkü kaybedeceği şey daha büyük. Teşvik etmek bir seçenek şansını denesen de savaş sebebidir. 

Ve sen bağlanma sorunu içinden çıkmaya çalışan arkadaşım..

Ve sen bağlanma sorunu içinden çıkmaya çalışan arkadaşım, mesleğine saygılı ve alanında uzman bir terapist bul. Ona bağlanman gerekmez, ona ilgi göstermen gerekmez, özel hissettirmen, hayatının merkezine koyman gerekmez. Doğru insanla çalışıyorsan sen ne kadar itersen it terapistin seni terk etmez. Bir kişinin seni tüm sınavlarına rağmen terk etmemesi tünelin ucunda ışık olması demek değil midir zaten. Birhan Keskin ne güzel söylemiş şiirinde: “Kalbim alış artık / Kır Kendini /Kendi duvarında sesini, kendi duvarına haykır”. Böyle başaracaksın belki, önce kendini kırıp sonra duvarını yıkarak…

Soru ve Önerileriniz İçin Bize Yazabilirsiniz

Her an her yerde bir telefon kadar yakınız